Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size default color green color orange color
Anasayfa arrow Çocuklarımız arrow Aile İçi Şiddet
Aile İçi Şiddet Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Çarşamba, 19 Temmuz 2006

ALİ BULAÇ*: AİLE İÇİ ŞİDDET ARTIYOR

Türkiye’nin ana gövdesini oluşturan büyük kentlerin yüzde 70’i gecekondu. Burada yaşayan insanların üç özellikleri öne çıkıyor. Biri kayıt dışı ekonomi için önemli bir potansiyel olmaları; buralarda istihdam ediliyorlar. Sosyal haklardan ve güvenceden yoksun, istismara açıklar; düşük maaşla çalışıyorlar. Gelir bölüşümü en somut şekilde hissediliyor. Burada da suç oranı yüksek. Fakat önemli bir kısmı yaralama, cinayet gibi ağır suçlar değil. Aile içi şiddet, boşanma oranlarının yüksekliği, çocukların korumasız olması, dağılmakta olan aile sayısının gün geçtikçe artması... Baba çalışmıyor, gecekonduda yaşayan üç aileden ikisinin geçimini kadın temin ediyor. Bu demek değildir ki gayr-i meşru alanlarda çalışıyorlar. Nüfusun en yoksul yüzde 20’si milli gelirden yüzde 5, en zengin yüzde 20’lik kesimi yüzde 45 pay alıyor. En zengin kesimin aile içi davranışları ile en yoksul kesimin aile içi davranışları birbirine benziyor.

Son birkaç senede gecekondu muhitindeki dini duygular zayıflama sürecinde. Din onlar için geçmişte bir toplanma merkezi idi. Buradan da siyasi ve sosyal hareket, ahlak çıkıyordu. Şimdi bu zayıflıyor. Mesela artık din referans olmaktan çıktı. Bu bölgeler Milli Görüş hareketinin oy deposuydu. Siyasiler arasında beden dilini kullanan profiller öne çıkıyor. Bu açıdan Mustafa Sarıgül dikkate alınmalı. Cem Uzan kalsaydı önemli bir noktaya gelebilirdi. Tayyip Erdoğan da bu eksende ele alınabilir. Din zayıflıyor, ideolojik siyasi lider yerine Halk dil kullanan siyasi liderler önem kazanıyor. Projesi olan derinlikli liderler geride kalacak.

Üçüncü önemli özellik, psikolojik bakımdan bu muhitlerde yaşayanlar çok sorunlu. Bunlar psikoloğa gitmiyor. Bu da onlara yansıyor. Gündelik hayatta, patolojik davranışlar öne çıkıyor. Çatışma ve kaygı yaşıyorlar. Güvenli bir gelecekleri yok, hastalıklarında tedavi olmuyorlar. Evlilikleri devam edecek mi diye kaygı içindeler. Bir de çatışma yaşıyorlar. Televizyonda son derece refah içinde yaşayan insanlarla çatışma yaşıyorlar. Mankenler, futbolcular güzel giyiniyor; herkes bunlara özeniyor, bunların hayatı ile uğraşıyor. O noktada sembollere başvuruyorlar. Gerekli gereksiz kola tüketiyor, Marlboro sigarası içiyorlar. Herkeste cep telefonu var. Çoğunun elinde hattı yok, görüntü için sürekli konuşuyorlar.
(*) Yazar / Sosyolog


PROF. DR. MUSA TOSUN*:
GECEKONDUDAKİ HERKES SUÇLU DEĞİL


Sosyo-ekonomik seviyenin düşük olduğu gecekondu bölgelerinde suç oranları yüksek. Gecekondularda hem otorite eksikliği, hem kültürel yapının kontrolsüz olması, hem de başka kültürden bir araya gelmiş insanların hepsinin ayrı ayrı kendi kültürünü yaşayarak bir otonomi içinde olması çocuklar arasında suç oranlarını artırıyor. Ancak bunu sadece yoksullukla açıklamak mümkün değil. Ülkemizin birçok yoksul kesimi vardır ki suç oranları daha düşüktür. Zenginlerin çevresindeki yoksul insanları gözettiği, sosyal dayanışmanın var olduğu gecekondu muhitlerinde suç oranları daha düşüktür. Yani gecekondu demek suç ortamı demek değildir. Şehir merkezinde bireysel, kontrolsüz, birbirini tanımadan kültürel yozlaşma içinde yaşayan ve değer yargıları kalmamış, eğlenceyi veya konforu daha ön plana alan insanların oluşturduğu bir ortamda suç oranları daha fazladır. Ama niteliği farklıdır. Biri banka dolandırır, öteki başka şey yapar; gecekondudaki de simit çalar. Gecekondulardaki sosyal yaşam farklılığı burada yaşayanların psikolojik durumuna yansır; depresyonlar ortaya çıkar, üretim düşer. Kendi değer yargılarını kaybetmiş, yeni değer yargıları da oluşturamamış, aile kontrolünün ortadan kalktığı başı boş, verimsiz, sıkıntılı, öfkeli bir kesim oluşur. Bu kesimin içinde de her türlü suçun yeşermesi mümkün.
(*) Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi
Sayı: 536 - 14.03.2005 | İbrahim Doğan - i.dogan@aksiyon.com.tr

Türkiye’nin aynası İstanbul’da işlenen asayiş suçları son 10 yılda yüzde 87,6 artarken, gecekonduların yoğunlaştığı 14 ilçede bu oran yüzde 285’e tırmandı. Uzmanlar, gecekondu kaynaklı suçların önümüzdeki yıllarda daha da artabileceğine dikkat çekiyor. Ne köylü kalabilen, ne de kentli olabilen gecekondu sakinlerinin kendilerini üst gelir gruplarıyla kıyaslaması, suçun ana sebebi olarak gösteriliyor.
M.G 18 yaşında. İstanbul’un Hacı Hüsrev Mahallesi’nde yaşıyor. Bugüne kadar kapkaçtan tam 107 kez yakalandı. “İlk işini” henüz 6 yaşındayken gerçekleştirmiş. M.G bu konuda yalnız değil. Onun gibi nice çocuk, sokaklarda çeşitli suçlara bulaşıyor. Örneğin, Hacı Hüsrev Mahallesi’nde ikâmet eden en az 200 çocuk polis kayıtlarında yer alıyor. M.T 55 kez göz altına alındı. Annesi ise 35 defa...

Y.K 30, annesi 120 kez suçüstü edildi. “En önemli işi” ise Ürdün Prensesi’ni soymaktı. F.Ş 32, B.S ise 25 defa yakalandı. Hacı Hüsrevli bu çocukların yaşları 15 ile 18 arasında değişiyor. İyi giyinip lüks semtlerde ‘çalışıyorlar.’ Yakalandıklarında yaşları küçük olduğundan polis tarafından ailelerine teslim ediliyorlar. Hacı Hüsrevli en az 30 ailenin, çocuklarını hırsızlık ve kapkaça yönlendirdiği belirtiliyor.

Türkiye’nin son dönemde gündemini işgal eden konuların başını hırsızlık, gasp ve kapkaç gibi suçlar çekiyor. Özellikle büyük şehirlerde giderek daha fazla görülen bu tür olayların, 1 Nisan’da yürürlüğe girecek yeni ceza yasasıyla daha da artmasından endişe ediliyor. Hemen her gün televizyon ve gazete haberlerinde, asayişi bozan suçlarla nasıl mücadele edileceği ve bunların önlenmesi için ne tür tedbirler alındığı anlatılıyor. Ancak, ortaya atılan önerilerin birçoğu köklü tedbirler içermiyor. Zira, söz konusu önlemlerin ana tezi, polisiye tedbirler ve yasal düzenlemelerle suçun ortadan kaldırılacağı üzerine bina ediliyor. Halbuki, sorun daha da derinlerde... Özellikle büyük şehirleri bir virüs gibi kuşatan varoşlar, hiçbir ahlaki ve insani değeri tanımayan insanların yetişmesinde önemli bir rol üstleniyor.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamit Hancı, ‘suç selleri’nin gelebileceği uyarısında bulunuyor. Ancak, gecekondularda oturan herkesin potansiyel suçlu ilan edilemeyeceğini de ekliyor. Suç yaşının bu kadar düşmesi suç oranlarının yıllar içinde artmasına da yol açıyor. Son 10 yılda şehrin nüfusu yüzde 40 büyürken, İstanbul genelinde işlenen suçlarda yüzde 87,6’lık artış meydana geldi. 1994 yılında 20 bin 9 olan asayiş suçu sayısı, 2004’te 37 bin 523’e ulaştı. Gecekonduların yoğunlaştığı İstanbul’un 14 ilçesinde ise suç oranlarındaki artış yüzde 285 oldu. 1994 yılında 5 bin 873 olay meydana gelirken on yıl sonra olay sayısı 16 bin 739’a tırmandı.

Şüphesiz gecekonduların bulunduğu ilçelerdeki bu artışta bir türlü durmayan göç kadar Türkiye’nin değişen toplumsal dinamikleri de etkili. İstanbul’daki varoşların bazıları şehirden kopuk, bazıları zengin semtlerle iç içe. Bazıları da fabrika ve sanayi bölgeleri çevresinde yer alıyor. İşte, suça karışma olayları ekonomik açıdan kontrast tabloların oluştuğu semtlerde artıyor. Varoşlarda yaşayanlar kendilerini, terk ettikleri köydeki insanlarla değil de, her gün karşı karşıya geldikleri üst gelir grubuna mensup insanlarla mukayese ediyor. Ne köylü kalabilen, ne de kentli olabilen bu insanların iç dünyalarındaki boşluk ve çelişkiler hırsızlık, gasp, kapkaç gibi suçları tetikliyor.

Büyük şehirleri kuşatan varoşlar, 1950’liden sonra başlayan göçle ortaya çıktı. Dün kırmızı tuğlalarla çevrili Gaziosmanpaşa, Ümraniye, Zeytinburnu, Kağıthane, Esenler, Küçük Armutlu, Bağcılar, Sultanbeyli gibi gecekondu mahalleleri bugün artık kocaman birer ilçe... Köyde tarımla uğraşan insanlar, kentte ihtisas istemeyen sektörlere yöneldi, seyyar satıcılık ve kapıcılık yaptı. Kırsal alandaki koruyucu ailenin yerini kentte tanımadığı çevre aldı. Akrabalarla bağlar koptu, çevreden gelen tehlikelere karşı korunaksız kalındı. Gelenek ve görenekler değişti, kentteki değerler de yadırgandı. Ne köylü kalan ne de kentli olabilen bu nesil bir ‘geçiş kültürü’ oluşturdu.

Suçlar hak olarak görülüyor

Kaçak yapılaşmanın yaygın olduğu yerlerden biri Pendik’in Aydos semti. Burada oturan Gülseren Çağlayan, askerliğini yapan oğlunun iş bulamadığını ve ‘hırsızlığa adeta mecbur’ kaldığını söylüyor. “Allah hırsız etmesin ama aç kalınca ne yapacaksın? Hırsızlığa devlet yönlendiriyor. Gençlere iş yeri açsınlar. AB’ye işsiz mi gireceğiz?” diyor. Evine ayda 300 YTL girdiğini söyleyen Gülseren Çağlayan, memleketi Sivas’ı terör yüzünden terk ettiğini anlatıyor. Yetişkinler gecekondudaki yaşamını ‘kader’ olarak algıladığı için çevresine tepki göstermiyor. Ancak, genç nesil şehirdeki farklı yaşam tarzlarına tepki duyuyor ve yoksul olmayı hazmedemiyor. Sonra da bu farklılığı azaltmak uğruna hırsızlık, kapkaç gibi suçlara karışıyor. Bunları yaparken de kendisini ‘haklı’ görüyor.

Aslında gecekonduda yaşayan genç neslin suçu hak olarak görmesinin altında mutsuz hayatlar yatıyor. Prof. Dr. Gülten Kazgan’ın danışmanlığında yapılan ‘Kuştepe Araştırması’na göre, genç neslin çok büyük bölümü mutsuz. Kuştepelilerin yüzde 57’si bunu işsizliğe, yüzde 52’si eğitim görememeye, yüzde 42’si ise parasızlığa bağlıyor. Ailelerin yüzde 50’sinden fazlasının eline 100 ile 300 milyon lira arasında para geçiyor.

Aynı araştırmada görev alan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Hilal Akgül, gecekonduda yaşayanların bu mutsuzluklarının yanı sıra gelecekten de bir beklentilerinin olmadığını söylüyor: “Hayat şartları çok kötü. Bir de farklı yaşam koşulları olduğunu biliyor ve buna katlanıyor. Çocuk okuyup adam olacağını, iş bulacağını düşünmüyor. Hayal bile sınırlı. Geleceğini hayal edemiyor. Bu hem onlar hem de toplum için çok tehlikeli. Mutsuz insan çok şeyi yapabilir. Sorun bence gelir dağılımı ve sosyal adaletsizlik sorunu. Türkiye’nin bunu tartışması gerekiyor. Mevcut şartlar bu insanları suça teşvik ediyor.”

İzmir’deki gecekondu bölgelerinde de suça eğilim oldukça yüksek. İzmir’de çocuk mahkemeleri kayıtlarının incelenmesi sonucu 3 bin 327 çocuğun 2 bin 466’sının (yüzde 74) gecekondu bölgelerinde oturduğu tespit edilmiş. Ekonomik krizle birlikte büyüyen fark, gecekonduda oturanların suçlara karışma oranını artırıyor.

Gecekondularda yaşayan gençler daha çok yaralama ve hırsızlık suçlarına karışıyor. Yaralama, toplumsal uyumsuzluktan kaynaklanırken hırsızlık için İzmir’de çocuk mahkemelerindeki dava sonuçlarını araştıran Prof. Dr. Hamit Hancı, “Çocuk, hırsızlığı eksiklikten, açlıktan ziyade sevgi ihtiyacını gidermek için yapıyor. Gecekondular suç için iyi bir ortam. Çocuk sokakta kalıyor, kaçak sigara satıyor, eve para getirmeyince dövülüyor. Büyük şehirlerde sosyal denetim az, aile yapısı gecekondularda bozuluyor. Ne çekirdek aile, ne de büyük bir aile oluşturuyorlar. Kırsal alanda eğitim olmasa bile sosyal çevre koruyor, müdahale ediyor.” diyor. Hancı, gecekondu mahallelerinin ‘suç bölgeleri’ değil, suça yönelten önemli faktörlerden biri olduğuna dikkat çekiyor.

Uyuşturucu kullanımı yaygınlaşıyor

Suçun sosyo-ekonomik çevrede oluştuğunu aktaran Hancı, çocuk suçlular gerçeğinin basite alındığını belirterek bu çocukların gelecekte daha büyük suçlarla karşımıza çıkacağının altını çiziyor. Gecekonduda oturanlar daha çok ‘mala yönelik’ diye tabir edilen basit suçlara yöneliyor. Hamit Hancı’nın araştırmasına göre tüm suçların içinde hırsızlık yüzde 80’lik bölümü oluşturuyor. Bu İzmir’de yüzde 65’lere, Trabzon’da ise 50’lere iniyor. Hancı, büyük şehirlerde mala yönelik suçların bu kadar yüksek olmasını olayların gizli kalmasına ve denetimin az olmasına bağlıyor.

Gecekondularda geçmişte olmayan uyuşturucu maddeler de bugün gençlerin arasında gün geçtikçe yaygınlaşıyor. Birçok gecekondu mahallesinde gençler tiner, bali gibi uçucu maddelerin yanı sıra eroin de kullanıyor. Madde kullanıcıları aynı zamanda adi suçlara da karışıyor. Son olarak Beşiktaş-Çaykur Rizespor maçında Beşiktaşlı taraftar Cihat Aktaş, gecekondu mahallesinde oturan Fatih Sözüer tarafından, ‘omuz attığı’ gerekçesi ile bıçaklanarak öldürüldü. Uyuşturucu madde bağımlısı olduğu öne sürülen Sözüer’in üç sabıkasının olduğu ortaya çıktı.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Musa Tosun, gecekondudaki çocukların kolayca uyuşturucu tacirleri iyi çetelerin avucuna düşebileceğine dikkat çekerek, “Köydeki dokuyu olduğu gibi yansıtamıyorlar. Bu çocukların çeteleştirilmeleri daha kolay.” diyor.

Kapkaççıların yüzde 90’ı Hacı Hüsrevli

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelen birçok genç organize çeteler tarafından bu tür gecekondulara yerleştiriliyor, yeri geldiğinde de suçlarda kullanılıyor. İstanbul’daki kimi gecekondu mahalleleri suç konusunda uzmanlaşmaya bile gitmiş. Bir emniyet yetkilisi İstanbul’daki oto hırsızlarının büyük bölümünün Pendik’in Aydos Mahallesi’nden çıktığını söylüyor. Mahallede birçok insan bu tür suçlamaları kabul etmezken, Aydos’a komşu Sülüntepe Mahallesi’nde yaşayan 20 yaşındaki Fatih Murat, oto hırsızlığının yanı sıra, esrar gibi suçların da olduğunu iddia ediyor.

Musa Tosun’un dikkat çektiği bir başka nokta ise, getto oluşturmuş gecekondu mahalleleri. “Ağrı’daki köyünün geleneğini, gecekonduda kapalı bir çevre oluşturarak yaşatanlar var. Buralarda suç oranları düşük olur.” diyor.

Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz bir emniyet yetkilisi, Hacı Hüsrev Mahallesi’nin İstanbul’daki kapkaççıların yüzde 90’ını barındırdığını söylüyor. Fatih ve Tarlabaşı’ndakiler 8-10 kişilik gruplar halinde evlerde kalırken, Hacı Hüsrevliler ailelerinin yanında ikamet ediyor. İşsiz olan Hacı Hüsrevli gençleri kapkaça aileleri yönlendiriyor. Kapkaçla ilgili emniyetin tespitine göre gençleri yönlendiren aile sayısı 30. Yakalanan kapkaççılar birkaç ay içinde hapisten çıkıp yoluna devam ediyor.

Kapkaç olaylarını önlemek amacıyla emniyet, bu suça yeni bir ceza verilmesini Meclis’e teklif edecek. ABD’deki ev hapsi örneğinden yola çıkarak hazırlanan tasarıyla kapkaç yapan kişinin yakalandıktan sonra 3-5 yıl gibi bir süre İstanbul’a alınmaması planlanıyor.

Terör örgütlerinin adresi de gecekondular

Gecekondu bölgeleri sadece hırsızların adresi değil. Aynı zamanda terör örgütleri de denetimin az olduğu bu tür mekanlarda yuvalanıyor. Gaziosmanpaşa, Gazi Mahallesi, Küçük Armutlu, Sarıgazi, Sultanbeyli, Ümraniye, Esenler... Bir dönem DHKP-C militanlarının ‘ele geçirdiği’ Küçük Armutlu bugünlerde sessizliğe bürünmüş adeta. Bu bölgede yer alan Baltalimanı Mahallesi’nin muhtarı Şükrü Aydın, Armutlu’da işsiz, mesleksiz ve eğitimsiz bir gençliğin yaşadığını hatırlatarak, “Küçük haneli köyler birleşerek binlerce haneli köyler haline geldi. Şimdi burada kimse iş bulamıyor.” diyor. Şükrü Aydın’in iddiasına göre Armutlu gibi gecekondu bölgelerinde yaşayan sorunlu gençler iktidara muhalefet etmesinler diye uyuşturucuya kasıtlı alıştırılıyor.

İşsizlik elbette en büyük sorun. Özellikle de eğitim eksikliğini giderememiş genç nesil için. İkitelli’deki Hazine Mahallesi’nde oturan gençlerin de en büyük hayali iyi bir işe sahip olabilmek. Ancak, mahalledeki görüntüler 30-40 yıl öncesini hatırlatıyor. Kırık dökük binaların önündeki su bidonları burada nasıl bir hayatın yaşandığını gözler önüne seriyor. 20 yaşındaki Menderes Çelik, doğuda iş olmadığı için İstanbul’a göçenlerden. Maddi durumunu düzeltir düzeltmez ailesi ile birlikte Alibeyköy’de daha iyi bir gecekonduya taşınmayı planlıyor. Tokat’ta eşini bırakarak oğlunun okuması için İstanbul’a gelen Yeter Kaya, çocuğunun herhangi bir suça karışmadan iyi bir iş sahibi olması için “Ellerimi dahi kesseler, razıyım.” diyor.

Futbol suçu azaltıyor ama geçici

Gecekondularla lüks semtlerin iç içe olması varoşlarda yaşayanlara bazen iş imkanı doğuruyor. Sarıyer’deki Hacı Osman Mahallesi’nde yaşayan inşaat ustası İsa Çelebi, villalara temizlik, boya gibi işlere giderek para kazandığını söylüyor: “Aslında zenginler buradakiler için bir fırsat. Zenginin bize zararı olmuyor, bir sorun da yok.” Hacı Osman’da Erzincan, Sivas, Samsun ağırlıklı bir nüfus var. Farklı şehirlerden gelen Hacı Osman sakinleri aynı zamanda birbirleriyle dayanışma içinde. İsa Çelebi, Hacı Osman’daki insanlara işsiz de kalsalar akrabaları veya komşuları tarafından uzun süre sahip çıkıldığını söylüyor.

Toplumsal dayanışmayı artıran ve gecekondu neslini suçtan uzaklaştıran bir diğer faktör ise spor. Kuştepe’nin futbol takımı Kuştepespor, mahalledeki gençleri sürekli bir arada tutuyor. Bir yandan toplumsal yaşamı öğrenen bu nesil, diğer yandan da sosyalleşiyor. Hilal Akgül, bu bölgede yaşayan birinin okuyup iyi bir geleceğe sahip olmasının zor olduğunu belirterek, “Geleceklerini futbola bağlamış. Bütün verimli zamanları top peşinde geçiyor. Onları daha iyi bir hayata ulaştırabilecek tek yol futbol. Ancak futbol Kuştepe’de yaşayanlar için adeta uyuşturucu etkisine sahip.” diyor. Akgül’e göre, futbolla bağını koparıp çalışmak zorunda kalan gençler boşluğa düşüyor.

Hırsızlıkta nitelik arttıkça suç şehrin elit kesimine doğru kayıyor.

Üsküdar–Mustafa Kemal, Ümraniye, Beyoğlu, Tarlabaşı, Avcılar, Sarıgöl, Gazi Mahallesi gibi gecekondu muhitleri suçluların en fazla barındığı bölgeler. Gasp ve yankesicilik en fazla Şişli, Kadıköy ve Beyoğlu’nda. Kalabalık olan bu üç ilçe para trafiğinin de en yoğun olduğu merkezler.

 
< Önceki   Sonraki >

Ana Menü

Anasayfa
Kurumsal
Haberler
Faaliyetlerimiz
Spor Faaliyetleri(Tanıtım)
Kültürel Projelerimiz
Etüt Merkezlerimiz
Çocuklarımız
İSMEM-SICAKYUVA
Forum
Arama
Bütün Haberler (Blog)
İletişim
Ziyaretci Defteri
İstek-Görüş-Şikayet
Forum
Foto Galeri

Üye Girişi

Hoşgeldiniz .
:

:

Beni hatırla

Top
Untitled-12