Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size default color green color orange color
Söğüt Gezisi Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Pazartesi, 11 Eylül 2006
Sıcak Yuva Vaktı Kültür etkinlikleri çerçevesinde düzenlediğimiz Söğüt Ertuğrul Gazi Anma ve Söğüt Şelikleri gezimizi tamamladık.
Sıcak Yuva Vakfımız'ın Kültür Etkinlikleri çerçevesinde geçen hafta Hayme Ana Türbesini ziyarete Domaniç'in Çarşamba Köyüne gittik. Bu hafta Hayme Ana'mızın Bey oğlu Ertuğrul Gazi'yi anma ve Söğüt Şenliklerine binlerce kişi ile katıldık Söğüt'e 100 otobüs ve midibüs ile yaptığımız yolculuk ve Söğütte konaklama, Türbe ziyaretleri, Şenliklere iştirak, Yolda konaklama tesislerinde ikram ve mangal partisi, konaklama tesisinde Sıcak yuva vakfı Kasımpaşa müzik gurubumuzun konser ve eğlencesi ile Atalarımızın köklerini öğrenme yaşadıkları coğrafyalarda  eserlerine şahit olmak bizlere keyif verdi. Tabii olan yolculuk  sıkıntılarına rağmen faydalı bir etkinlik oldu.  Bizde Sıcak Yuva Vakfı olarak Şenliklere katılan bütün misafirlerimize ilgilerinden ötürü teşekkür ederiz.

 

New Page 1

(Burada yer alan yazılar; Söğüt Kaymakamlığı resmi web sitesi ile www.sogutsenlikleri.com isimli  sitelerden derlenmiştir)

Gezi ve Amacının tanıtılması:

Gideceğimiz yer, tarihte pek çok uygarlıklara sahne olmuştur. Mısırlılar, Hititler, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bitinya Krallığı ve Roma İmparatorluğu'nun geçiş dönemlerini yaşamıştır. Doğu Roma döneminde "Belekoma" adıyla bilinen şehir bir tekfurluk olup, çevresi kalelerle korunmuştur. Bilecik; Kayı boyunun Orta Asya'dan 400 çadırla gelip kök saldığı, yurt edinip yerleştiği ve ilçesi Söğüt'te Osmanlı Devleti'ni kurduğu yerdir

Ulu önder Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nda "Siz orada yalnız düşmanı değil, Türk milletinin makus talihini de yendiniz" sözünü, Bilecik'te söylemiştir.

Kent merkezinde, latin rakamlı ve dörtgen kadranlı, 16 metre boyunda bir saat bulunmaktadır. Bu kule, Ertuğrul mutasarrıfı (mutasarrıf, bir sancağın en büyük yönetim görevlisi) Musa Kazım tarafından 1907 yılında yaptırılmış.  Kuleyi gören yoldan rampa aşağı inip sola Söğüt tabelası yönü takip edildiğinde, manzaralı bir güzergâhtan Söğüt ilçesine ulaşılır. Solda Ertuğrul Gazi'nin bahçe içindeki türbesi yer alıyor. Anıt olmuş çınar ağaçlarının altında, yapım tarihi 1402 olan Çelebi Mehmet Camiisi de burada yer alıyor. Çay bahçesi içinde cami yanındaki Kaymakam Çeşmesi'nin üç tarafı musluklu, bir yanı düz duvar. Bunun nedeni ise eğilip abdest alırken kıbleye saygısızlık olmasın diye, kıble yönüne musluk konulmamış olması.

 

Ertuğrul Gazi


Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gâzinin babası. Oğuzların Bozok koluna bağlı Kayı boyundan Süleyman Şahın oğludur. Cengiz’in İslâm memleketini talan ettiği sırada babası, Selçuklu topraklarında yaşamak üzere kabîlesiyle berâber ülkesini terk etmiş, Amu Deryâ’yı geçip, Oğuzların yoğun olduğu Ard havzasına gelmişti. 1220’lerde Horasan’ın kuzey sınırına, oradan Karakum Gölünün güneyine, oradan da Merv yoluyla Ahlat’a ulaşmıştı. Moğol ateşinin Doğu Anadolu’yu da sarması üzerine kabîlesine daha uygun bir yer arayan Süleyman Şah, Rakka civarında Ca’ber Kalesi yakınında Fırat Nehrinden geçerken boğuldu.
Babalarının vefâtından sonra, Ertuğrul Gâzi kabîleye reis seçildi. Ağabeyleri Sungur Tekin ve Gündoğdu, kendilerine tâbi kabîle mensuplarıyla berâber Ahlat’a geri döndüler. Ertuğrul Gâzi ise, kardeşi Dündâr Beyle berâber batıya hareket etti.
Sivas yakınlarında konakladıkları sırada Selçuklu ordusu ile büyük bir Moğol birliğinin savaşına şâhid oldular. Selçukluların yenilmekte olduğunu görünce, yiğitlik ve mertlik esaslarına göre, kuvvetleriyle onların yardımına koşan Ertuğrul Gâzi gâlip gelmelerini sağladı. Bunun üzerine Selçuklu Devletinin hükümdârı bulunan Sultan Alâeddîn, Ertuğrul Gâziye iltifât ederek hil’at gönderdi ve Ankara yakınındaki Karadağlar mıntıkasını ıktâ olarak verdi (1230). Ertuğrul Bey, bir müddet burada kaldıktan sonra, oğlu Savcı Beyi Konya’ya gönderince, Bursa ile Kütahya arasındaki Domaniç Dağları yaylak, Söğüt ile Karacaşehir kışlak olmak üzere kendilerine verildi. Bunun üzerine Ertuğrul Gâzî aşiretiyle berâber gelip, Söğüt ve Domaniç’e yerleşti. O civarlarda oturan Afşar (yâhut Alişar) ve Çavdar aşîretlerinin etrâfa verdikleri zararlara mâni oldu. Hıristiyan tekfûrlarla da iyi geçinmeye dikkat etti. Adâleti, halka olan iyi muâmele ve yardımları o kadar çoktu ki, Hıristiyan tebaa bile kendisini sevip sayıyordu. Ertuğrul Gâzinin günden güne kuvvetlenmesi Karacahisar tekfûrunu kendisine cephe almaya yöneltti. Bunun üzerine Ertuğrul Gâzi Konya’ya giderek Sultan Alâeddîn’i bu hisarın fethine teşvik etti ve berâberce gelerek Karacahisar’ı kuşattılar. Moğolların Konya Ereğlisi’ni kuşatması üzerine, Sultan Alâeddîn geri döndü. Ancak Ertuğrul Gâzi muhâsaraya devâm etti. Bir müddet sonra kaleyi fetheden Ertuğrul Gâzi, tekfûru ve diğer esirleri kardeşi Dündar Gâzi ile birlikte Konya’ya Sultan’a gönderdi.
Ertuğrul Gâzi, Selçuklu Sultânı Alâeddîn’in vefâtına kadar altı sene etrâfın fethi ve İslâmiyetin yayılması için bütün gayreti ile çalıştı. Sultânın vefâtından sonra, Selçuklu hükümdârları arasındaki taht ve taç kavgalarına karışmayarak Söğüt uç bölgesinde tekfûrlarla mücâdeleye devâm etti. 1281 yılında 92 veya 96 yaşındayken Söğüt’te vefât ederek oraya defnedildi.
Ertuğrul Gâzi, çevresinde bulunan beyliklerden devletlerin durumlarını ve siyâsî şartlarını gâyet iyi değerlendirirdi. Komşuları ile dâimâ iyi geçinerek aşîret ve tebaasını güçlü bir durumda huzûr ve râhat içinde yaşattı. Çok cömert olan Ertuğrul Gâzi, fakirlere, düşkünlere dâimâ yardım ederdi. Yarım asır adâletle idâre ettiği bölgede Hıristiyanlara da İslâmiyeti sevdirdi.

Ertuğrul Gâzinin ölümünden sonra, küçük oğlu Osmân Gâzi, kavim ve kabîlesinin reisi oldu. Osman Beyin bağrından çıkarak denizleri, diyarları, kıtaları ve ülkeleri muhteşem dalları arasına alacak olan çınarın kökü toprağa yayılmaya başladı.

Ertuğrul Gâzinin ölümünden sonra, küçük oğlu Osmân Gâzi, kavim ve kabîlesinin reisi oldu. Osman Beyin bağrından çıkarak denizleri, diyarları, kıtaları ve ülkeleri muhteşem dalları arasına alacak olan çınarın kökü toprağa yayılmaya başladı.

 

ŞEYH EDEBALİNİN HAYATI


Tarihi kaynaklarda Edebali’nin doğum yeri, Adana havalisi, Konya ve Karaman havalisi olarak belirtilse de, Menakib-i Ebu Vefa tercemesinde, Horasan’ın Merv şehrinde, M:S.1206 yılında dünyaya geldiği kaydedilmektedir.
Çocuklugunu Horasan da geçiren Şeyh Edebali, gençlik yıllarında Türkmen kafileleri ile birlikte göç ederek Adana bölgesine gelmiş, buradan da Karaman yöresine gelerek yerleşmiştir.
Karaman bölgesinde bir müddet kalan Şeyh Edebali’nin, daha sonra tahsil için Şam’a gittiği ,tahsilini tamamladıktan sonra Hac farizasini itfa eylediği,bundan sonrada Eskişehir civarinda “itburnu” köyüne gelip yerleştigi rivayet edilmektedir.
Aynı tarihlerde sögüt ve havalesinde bir uç beyi olarak görev yapan Ertuğrul Gazi’nin zaman zaman kendisiyle sohbet ettiği, diğer ahi şeyhleriyle birlikte buradaki zaviyyesinde halkı aydınlattığı dini nasihatlarda bulunduğu kaydedilmektedir.
Nesri tarihinde bu husus şöyle anlatılmaktadır.
” Meğer Osman Gazi’nin halkı arasında, bir Şeyhi Aziz var idi. Edebali derlerdi. Gayret Sahibi kimselerdendi. Halkın itimadını almış, tüm illerde meşhur olmuş idi. Dünyası sonsuzdu. Kendine Derviş yolun tutarlardı. Hatta derviş deyü lakap ederlerdi. Bir zaviye yatıp, gelen ve gidene hizmet ederdi. Zaman zaman Osman Gazi dahi ona misafir olurdu.
Buraya kadar edindiğimiz bilgiler değerlendirildiğinde şeyh Edebali ,Mevlana Celaleddin-i Rumi( M.S.1207-1273) ile aynı tarihlerde Konya ve civarında yaşamış olmalarına rağmen bu iki din bilgininin buluştukları, sohbet ettiklerine dair bir bilgi nakledilmemektedir. Halbuki bu iki Hak ve halk aşığının bu denli yakın yörelerde yaşayıpta birbirlerinden haberdar olmamaları düşünülemez. Kanaat odur ki, bu iki ışık birbirlerinin ziyasından istifade etmişlerdir, karşılıklı sohbetlerde bulunmuşlardır. Hatta tarihi kaynakların belirttiği üzere, Hazreti Mevlana büyük sofu Yunus Emre ile görüşmüşse, zamanın değerli ahi Şeyh Edebali ile de mutlaka görüşmüştür. Çünkü her ikisinin de yaşadığı bölge Sakarya boylarıdır. Bir Rüya ve Bir Olay; Tarihi kaynakların müştereken belirttiğine göre Eskisehir in itburnu köyünde oturan, zaviyesinde halkı dini yönden aydınlatan şeyh Edebali’nin Malhatun adında bir kızı vardı. Osman Gazi şeyhin zaviyesinde misafir olduğu günler, Malhatun’u görüp pederinden istedi ise de, Şeyh Edebali “Osman Gazi gibi bir emire kızını vermenin doğru olmaz“ diye düşünerek reddetmiştir. Aynı tarihlerde Eskişehir beyi olan Nurettin Caca beyde şeyhin kızını istemiştir.
Osman Gazi şeyhin evinde konuk olduğu bir gecede kendisi için hazırlanmış olan odada yatacağı sırada, bir kitap görür. Bu kitabın ne oldugunu sorduğunda, hizmetinde olan Edebali’nin dervişlerinden Ahi Turgut, “Kelamullahtir” der. Bunun üzerine, Osman Gazi “Kuran-i Kerim in bulunduğu bir yerde ayak uzatmak Kuran a saygısızlıktır “diyerek diz üstü oturur ve geceyi öylece geçirir. Aynı gece Kuran-ı Kerim’in karsısında diz üstü yan uyur vaziyette bir rüya görür. Rüyada, şeyh Edebali’nin koynundan çıkan bir dolunay kendi koynuna girer. O anda göbeğinden bir ağaç biter. Bu ağacın dalları öyle uzar ki, üç kıtaya ulaşır. Bu ağacın gölgesinde bağlar, bahçeler, uzanan yem yeşil ovalar, Tuna, Meriç , Dicle, Fırat ve Nil nehirleri akar. Osman Gazi rüyasından bir sesle uyanır: “Osman Kuran a gösterdiğin bu hürmetten dolayı mükafatlandıracağız “. Osman Gazi, bu rüyayı Şeyhin zaviyesinde bulunan Ahi Turgut’a anlatır.Derviş Turgut da olayı Şeyh Edebali’ye nakleder. Görülen bu rüya ve Kuran’a gösterilen bu hürmetten dolayı, Şeyh Edebali kızı Malhatun’u Osman Gazi’ye zevce olarak verir ve evlenirler.
 

Geçmişe Dair Küçük Notlar

  • Türk Köşesi Devlet i Aliye-yi Osmaniye'nin üç kıtada at oynatıp buyruk yürüttüğü ihtişamlı dönemlerinde, Avrupa'da Türk hayat tarzı ve modasının çok tesirli hale geldiğini,Evlerinde Türk köşesi bulundurmayan sosyete mensuplarının ayıplandığını…
  • İçi Yivli Toplar ve Ecdadımızın Sızlayan Kemikleri Yavuz Sultan Selim Han'ın Ridaniye Savaşı'nda, ileri görüşlü babası Sultan II Bayezid'ın icadı olan "içi yivli topları kullanarak büyük başarılar elde ettiğini.. Bugün ise bizlerin hala II Bayezid'in bu büyük icadını tarih kitaplarımızda: "Yivli top 1868 de Almanlar tarafından icad edildi" diye okutma gafletinde olduğumuzu…
  • Tanzimat Dönemi Ordusu II Mahmut döneminde Osmanlı ordusunun modernleştirilmesi için danışmanlıkta bulunan Alman komutanı Helmuth von Moltke'nin Tanzimat dönemi ordusunun halini;"Bu ordu: kaputları Rus, talimatnameleri Fransız, tüfekleri Belçika, sarıkları Türk, eğerleri Macar, kılıçları İngiliz ve öğretmenleri her milletten, Avrupa sisteminde bir ordudur" diyerek tarif ettiğini BİLİYOR MUYDUNUZ?
  • Milletlere Göre Fiyat Farkı Osmanlı'nın son döneminde (1850) İstanbul'da uzun yıllar kalmış bir batılı tarihçi olan M. A. Ubicini'nin şehirde yaşayan değişik milletlerin karakter yapılarını öğrendikten sonra, hatıralarında:
    "Bir kaide olarak, Ermeni’ye istediği paranın yarısını, Rum’a üçte birini, Yahudi’ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslüman’la alışveriş ettiğiniz zaman istediği fiyattan emin olunuz ve istediğini veriniz"diye yazdığını…
  • Batıda ve Osmanlı'da Yalan 1717 - 1718 yılları arasında İstanbul' da İngiliz elçiliği yapan G.Montagu’nun hanımı Lady Montagu’nun Osmanlı toplumundaki ticaret ahlakı ile alakalı hatıraların da, oldukça enteresan bir şekilde: “İngiltere'de yalancılar yaptıklarıyla öğünürler.
    Burada ise (Osmanlı'da) yalan söylediğinden emin olunduğu zaman yalancının alnına kızgın demir basılıyor. Bu kanun eğer bizde uygulanırsa ne kadar güzel yüzün bozulduğu, ne kadar kibar sınıfına mensup kişilerin kaşlarına kadar inen peruklarla dolaşmaya mecbur kaldıkları görülür” diye yazdığını…
  • Marks'ın Hayranlığı Şeyh Şamil liderliğindeki Kafkas halkının, istilacı Ruslara karşı olan istiklal savaşlarında göstermiş oldukları büyük direniş karşısında Karl Marks'ın:
    "Hürriyetin nasıl elde edilmesi lazım geldiğini Kafkasya dağlılarından ibretle öğreniniz. Hür yaşamak isteyenlerin nelere muktedir olduğunu görünüz. Milletler, onlardan ders alınız. .. " diyerek hayranlığını ifade ettiğini BİLİYOR MUYDUNUZ?

     
Son Güncelleme ( Salı, 12 Eylül 2006 )
 
< Önceki   Sonraki >

Ana Menü

Anasayfa
Kurumsal
Haberler
Faaliyetlerimiz
Spor Faaliyetleri(Tanıtım)
Kültürel Projelerimiz
Etüt Merkezlerimiz
Çocuklarımız
İSMEM-SICAKYUVA
Forum
Arama
Bütün Haberler (Blog)
İletişim
Ziyaretci Defteri
İstek-Görüş-Şikayet
Forum
Foto Galeri

Üye Girişi

Hoşgeldiniz .
:

:

Beni hatırla

Top
Untitled-12